|
Ermeniler İsa’dan önce VI. ya da VII. Yüzyılda Fırat’ın doğusuna yerleşmiş ve oradan İran yaylasına doğru sarkmışlar. Kendi kendilerine “Hayk,” bölgeye de “Hayestan” diyorlar. Onlara “Ermeni” adını İranlılar vermiş. Urartuların kalıntısı ve diğer bölge halkları karışımı bir gurup olasılığı güçlü. Bizim Digor’da (Kars), İsa’dan sonra V. Yüzyıldan kalma yazıtları bulunmuş. XII. yy ile XVII. yy arasında gelişen Ermeniceye, Türkçe ve Farsçadan çok sözcük eklenmiş. En eski el yazmaları IX. Yüzyıla tarihlenebiliyor. Bunları araştırmamın nedeni, Doğu Karadenizin, Ermeni yerleşiminin dışında bulunduğundan emin olmak istememdi. Belli ki, bizim kıyılara inmemişler. Ama Doğu Karadenizliler Ermenilerle kapı komşularıymış gibi, onları iyi tanıdıkları izlenimi veren, bir dolu hoşnutsuzluk söylemleri geliştirmişler. Çevremizde “Ermeni tohumu”, “Ermeninin oğlu” ya da kızı, “Ermeninin uşağı”, “Ermenilik etme” hattâ “gavurun Ermenisi” gibi iki kat vurgulu aşağılama, kınama ve paylama ünlemleri havada uçuşuyorlar. Onlarla bir yakınlığımız olmamasına rağmen, Ermenilere beslediğimiz antipatinin ve sıfır toleransın, dahası kötülükle onları eş tutmamızın bir nedeni olmalı elbet. Kıyı şeridi de içinde,Kuzeydoğu topraklarımız Harşıt Çayı’na kadar 1900’lerin ilk çeyreğinde, Rus işgaline uğramıştı. Rus ordusundaki Ermeni askerlerin işgal bölgesindeki, insanı insanlığından utandıran kıyıcılıklarını benden değil, o zamanın tanığı Topkara oğlu Hüseyin Efendi’nin kayıtlara geçmiş sözlerinden dinleyelim: “Çocuk, kadın, ihtiyar ayrımı yapmaksızın, mala, cana ve namusa saldırıyorlardı…” Günümüzde , işgalden sonraki üçüncü, dördüncü kuşak bile kendine yapılan haksız bir davranışta karşısındakine, “Ermeni dölü, Ermeni suratlı,” hatta dümdüz “Ermeni” bile diyebiliyorlar. Demek ki, Ermeni kıyıcılığı bizim bölge halkının görüp duyduğu ve bilinç altına işlemiş en etkin ruhsal yaradır. Doğu Karadenizli Rus’u sevmez. Buna rağmen o işgali yaşayanların hepsi, “Ruslar iyiydi, Ermeni askerlerinden çok korkardık, acımasızdılar. Ruslardan yüz bulsalar hepimizi öldürürlerdi,” dediklerini annemden babamdan duydum. Fransız’lara gelince, onların bize olan düşmanlığı, ta Haçlılardan beri bilinen bir gerçektir. Elbet Ermeni yasası çıkarma gıcıklığı da bu düşmanlığın sonuncusu olmayacaktır. Elimde, Ahmet Kaçar’ın Fransa’ya dokunan, Nisan 2007 tarihli bir taşlaması var. Bu yazıda kullanmak için bir-iki nükte almak ümidiyle şairi yokladığımda, 2007’dekinin biraz değiştirilmişi olan şu taşlamayı önerdi: “Ey muhterem Fransa’nın tek ayaklı külkedisi, Senin baban da yetersiz, öyle bir tatlı kaçıktı. Soyluların soytarısı, soysuzların efendisi! Soykırımı varsa soysuz, bu veletler nerden çıktı?” Çok yerinde bir soru. Kısaca, Ermeni şirretliğinin asıl amacı Türklerin soyunu Anadolu’da tüketmek ve bu kırgına olabildiğince çok devleti ortak etmektir. Yandaş da bulmakta zorlanmıyorlar; bir tür Haçlı gibi geliyorlar. Kurtuluş Savaşımızda olan da bu değil miydi? Dost yok, düşman kavi ve çok… Ve yazık ki, biz “Yurtta barış, dünyada barış!”ın birinci ayağının önemini; önce kendi içimizde barışık olmamız gerektiğini, hâlâ anlayamadık!
 |