|
“Derd-i firakın ile düşeli sevdaya mey'e; Müptelayım, deliyim, düşmüşüm esrarı-ney'e. Feleğin kahpe başında paralansın parası, Ben güzel sevmeye geldim, değil ekmek yemeye.” Neyzen Tevfik
Alucra’da çay molası vermek istiyorduk. Şehir içindeki trafik yoğunluğundan dolayı bu isteğimizden vazgeçtik.
Öğrendiğimize göre, o gün ilçede şenlik varmış; trafik yoğunluğunu bu yüzdenmiş.
Ufak tefek gereksinimlerimizi gördükten sonra yolumuza devam ettik.
Şair Gülten Dayıoğlu’nun bir şiirinde adı geçen ünlü Peksimet Yokuşu’nu nasıl çıkacağız diye merakla beklerken, bu yokuşun bir şekilde ortadan kaldırıldığını fark ettim.
Sürücülerin korkulu rüyası “Peksimet Yokuşu” artık anılarda kalmıştı…
Çay molasını, eski adı “Balcana” olan Altınçevre’de verdik.
Bazı arkadaşlar ihtiyaçlarını gidermek için sağa sola dağıldığınca, geriye kalanlar, Hülya Yazgan kardeşimizin kendi elleriyle hazırladığı kahvaltılıklarla birlikte çaylarımızı afiyetle içtik.
Bu arada arkadaşlarımızın çevrede bulunan sıcakkanlı insanlarla yaptıkları sohbetler görenleri kıskandıracak kadar içtendi.
Dışarıdan bakınca kırk yıllık dost gibi duruyorlardı.
Balcana’dan yeni arkadaşlar edinerek ayrıldık…
Avutmuş’a vardığımızda bizi Mehmet Çolak’ın yeğeni sevgili kardeşimiz Bülent Çolak karşıladı.
Yemeğimizi buradaki alabalık çiftliğinde yedik.
Uzatmadan söylemek gerekirse, Avutmuş gerçekten çok güzel bir yer; yolunuz düşerse, burada mola vermeden geçmeyiniz derim. İnanın pişman olmazsınız.
Çaylarımızı içtikten sonra istemeye istemeye ayrıldık Avutmuş’tan.
Şebinkarahisar’a varınca, arkadaşlarımızı serbest bıraktık.
Nihat Çelik, Nihat Öztürk, Bekir Öztürk ve Hülya Yazgan şair Hikmet Okuyar’ı görmek için kardeşinin işyerine gittiler. Kendine güvenenler ise, kaleye çıkmak için bizden ayrıldılar.
Azmi Gülsoy öğretmenim ne yapacak, diye merak ederken, elinde fotoğraf makinesi şehir içine doğru hareket etti. Bize de, kalenin değişik yerlerden fotoğrafını çekeceğim, burada buluşuruz, dedi.
Bana da Hacı Emin Hoca’ya eşlik etmek kalmıştı…
Bir süre sonra dağılanlar toplanmaya başladı; kaleye çıkanlar da geldikten sonra Şebinkarahisar’dan ayrıldık.
Eğribel’i, Salim Patan’ın şair Nihat Çelik’e folklor araştırma yöntemleri hakkında verdiği ilginç bilgileri tartışarak geçtik.
Eğribel’i geçtikten sonra suyun başında mola verdiğimizde, hava kararmak üzereydi…
Orada fazla kalmadan yolumuza devam ettik; Görele’ye geldiğimizde saat gece on bire geliyordu.
Güzel bir gün geçirmiştik…
 |