Şifrenizi mı unuttunuz? Kayıt ol
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • default color
  • green color
  • red color

GÖRELE HÜRSES

Cumartesi
19
May
OY YAYLALAR YAYLALAR (2) Yazdır
Salı, 26 Temmuz 2011 09:55

     “Derd-i firakın ile düşeli sevdaya mey'e;
      Müptelayım, deliyim, düşmüşüm esrarı-ney'e.
      Feleğin kahpe başında paralansın parası,
      Ben güzel sevmeye geldim, değil ekmek yemeye.” Neyzen Tevfik

     Alucra’da çay molası vermek istiyorduk. Şehir içindeki trafik yoğunluğundan dolayı bu isteğimizden vazgeçtik.

     Öğrendiğimize göre, o gün ilçede şenlik varmış; trafik yoğunluğunu bu yüzdenmiş.

     Ufak tefek gereksinimlerimizi gördükten sonra yolumuza devam ettik.

     Şair Gülten Dayıoğlu’nun bir şiirinde adı geçen ünlü Peksimet Yokuşu’nu nasıl çıkacağız diye merakla beklerken, bu yokuşun bir şekilde ortadan kaldırıldığını fark ettim.

     Sürücülerin korkulu rüyası “Peksimet Yokuşu” artık anılarda kalmıştı…

     Çay molasını, eski adı “Balcana” olan Altınçevre’de verdik.

     Bazı arkadaşlar ihtiyaçlarını gidermek için sağa sola dağıldığınca, geriye kalanlar, Hülya Yazgan kardeşimizin kendi elleriyle hazırladığı kahvaltılıklarla birlikte çaylarımızı afiyetle içtik.

     Bu arada arkadaşlarımızın çevrede bulunan sıcakkanlı insanlarla yaptıkları sohbetler görenleri kıskandıracak kadar içtendi.

     Dışarıdan bakınca kırk yıllık dost gibi duruyorlardı.

     Balcana’dan yeni arkadaşlar edinerek ayrıldık…

     Avutmuş’a vardığımızda bizi Mehmet Çolak’ın yeğeni sevgili kardeşimiz Bülent Çolak karşıladı.

    Yemeğimizi buradaki alabalık çiftliğinde yedik.

    Uzatmadan söylemek gerekirse, Avutmuş gerçekten çok güzel bir yer; yolunuz düşerse, burada mola vermeden geçmeyiniz derim. İnanın pişman olmazsınız.

     Çaylarımızı içtikten sonra istemeye istemeye ayrıldık Avutmuş’tan.

     Şebinkarahisar’a varınca, arkadaşlarımızı serbest bıraktık.

     Nihat Çelik, Nihat Öztürk, Bekir Öztürk ve Hülya Yazgan şair Hikmet Okuyar’ı görmek için kardeşinin işyerine gittiler. Kendine güvenenler ise, kaleye çıkmak için bizden ayrıldılar.

    Azmi Gülsoy öğretmenim ne yapacak, diye merak ederken, elinde fotoğraf makinesi şehir içine doğru hareket etti.  Bize de, kalenin değişik yerlerden fotoğrafını çekeceğim, burada buluşuruz, dedi.

    Bana da Hacı Emin Hoca’ya eşlik etmek kalmıştı…

   Bir süre sonra dağılanlar toplanmaya başladı; kaleye çıkanlar da geldikten sonra Şebinkarahisar’dan ayrıldık.

    Eğribel’i, Salim Patan’ın şair Nihat Çelik’e folklor araştırma yöntemleri hakkında verdiği ilginç bilgileri tartışarak geçtik.

    Eğribel’i geçtikten sonra suyun başında mola verdiğimizde, hava kararmak üzereydi…

    Orada fazla kalmadan yolumuza devam ettik; Görele’ye geldiğimizde saat gece on bire geliyordu.

    Güzel bir gün geçirmiştik…

Okunma Sayısı: 1804
feed1 Yorumlar
Hakan BİLGE
Nisan 23, 2012
78.180.15.204

Sayın yazar;
Gezdiğiniz yerleri bizzat gezmiş bir kardeşinizim , muhteşem bir tabiat ile harikulade güzellikler sarıverir insanı. Anlatımınız güzel ancak olay örgüsü özet mahiyetinde olmuş. Ayrıntıları, dikkat çeken unsurları ve duygularınızı aktarsaydınız fevkalade olurdu. Muvaffakiyetler temenni ederim...


Yorum Yazın
 
  Daralt | Genişlet
 

security image
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu girin


busy
 

Yazar: Şükrü ÇOBAN

E-mail: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Diğer yazılarını göster

Kimler Çevrimiçi

Şu anda 37 konuk çevrimiçi